Yalın-Kalamadım Şarkısı Üzerine Psikolojik İnceleme


   Geçtiğimiz günlerde yine uzun bir yolculukta rastgele şarkılar dinlerken Yalın’ın ‘Kalamadım’ şarkısı ile karşılaştım. Çok güzel bir denk geliş olmuştu çünkü şarkı 2007 yılında çıkarılmıştı ve uzun süredir de dinlemediğim, denk gelmediğim bir parçaydı. Şarkıyı mutlulukla dinlerken ritimden uzaklaşıp sözleri  daha dikkatli dinlemeye başladım. Şarkı oldukça neşeli bir ritimde ilerlese de sözlerin anlamı çok daha farklı bir derinliğe sahipti. Bu yazımda da Yalın’ın adeta içini açtığı bu eserini dikkatimi çeken birkaç noktasıyla incelemek istedim.

    Şarkı içi sızlasa da vazgeçmeyi seçmekle başlıyor. Evet dediğim gibi aslında bu bir seçim fakat yazar bunu daha çok elinde olmayan bir durum, çaresizlik olarak değerlendiriyor. Devamında da aslında bu durumu temellendiriyor. ‘’Onların doğrularıyla büyürken, içine hayat çekmek değil kolay’’ Aslında toplumda sık karşılaşılan bir duruma dikkat çekiyor. İnsanlar büyürken onları yetiştiren kişilerin de bireysel özelliklerinin etkisiyle, onların kalın çizgilerle çizilmiş doğrularıyla veya yanlışlarıyla büyür ve bu durum sonucunda da bazı kişilerin kendi adlarına karar vermeleri, kendi hayatlarının sorumluluğunu almaları ve yaşamındaki bir ötekine sınır çizebilmesi oldukça zorlaşır. Tüm bu durumlar kişide çaresiz, yalnız, anlaşılmamış hissetmeye neden olabilir, kişiyi kabullenilmiş bir çaresizliğe  iterek ‘’hayatı içine neşeyle çekememesine’’ sebep olabilir.

    ‘’Sesim çıkmıyor doğru, ama bağırsam kime ne faydası var. Bedelli mutluluklar düzeninde, yüreğe güvenmek değil kolay’’

Burada da yazar az önce bahsettiğim ötekine sınır çizmekte zorlanma durumunu çok güzel bir şekilde açıklıyor. Bir başkasına sesini çıkarmakta, benliğinin sınırlarını korumakta zorlanıyor ve bu çaresizliği de yine kabullenerek bağırsam kime ne faydası var şeklinde açıklıyor. Başkalarına karşı sınır çizmekte zorlanan kişilerin düşüncelerinin temelinde aslında diğerlerini üzmemek, kırmamak için sürekli kendisinden fedakarlıklar yapması gerektiği vardır. Bu durum da aslında kişinin diğerlerine karşı sorumlu hissederek, bir bedel ödeyerek ancak mutlu olabileceğine inanmasıdır. Çünkü ancak kendisinden ödün verdiğinde, kabul görecek şekilde davrandığında yani uyumlandığında onaylanacak ve takdir alabilecektir. Tüm bu durumlar karşısında da hayatı adeta bedelli mutluluklar üzerinden görür ve yaşar. Bu süreç içerisinde sınır çizmekte zorlanan kişi diğerlerine o kadar çok uyumlanır ki adeta kendi benliğini kaybeder ve iç sesine güvenemez. Yazar bu durumu da daha sanatsal bir dille çok güzel ifade etmiş.

    ‘’Gerçeğin kenarından hayatın düzenine bi yol bulup ben akamadım.’’

Diğerlerine uyumlanan kişilik artık iç sesini de kaybederek zaman zaman gerçeklik algısında sarsılmalar yaşayabilir. Ben kimim? Gerçekten acaba hangi rengi, hangi yemeği en çok seviyorum? Evet makarnayı çok seviyorum ama bu acaba benim gerçekten sevdiğim bir yemek mi yoksa annem sevdiği için mi ben de bu yemeği çok seviyorum? Bu durumlar karşısında kendini o kadar kaybolmuş hisseder ki kişi ne gerçekliğe yakınlaşabilir ne de hayatın düzenine uyum sağlayabilir. Çünkü kişi artık gerçeklikten kopmuştur ve adeta bir illüzyondadır, hayatın akışını yakalamakta zorluk yaşar. Şarkının devamında da yazar ‘’Bugün budur pencere, yarın kışla yüzleşince, çok üzgünüm, kalamadım’’ diyerek oluşan zorluklar karşısında direnemediği ve ilişki içerisinde kalmayarak uzaklaştığı belki de ona gerçeklikten çok daha güvenli gelen hayal alemine geri döndüğünü söyleyebiliriz.

    İlişkilerinde (bu ebeveyn çocuk ilişkisi de olabilir, romantik ilişkiler veya arkadaşlık ilişkileri de olabilir) sınır koymakta zorlanan kişiler başlangıçta karşısındaki kişiye uyumlanarak mutlu bir ilişki sürdürmeye çalışırlar. Bu durum sonucunda fazla fedakarlık yapan taraf olarak yorulurlar ve kendisini yaşanan durumlar karşısında mağdur hissederek içten içe derin öfkeler yaşayabilirler. Çünkü sürekli uyum sağlayan taraf olarak kendi düşünceleri, duyguları, zevkleri vs. yok olmuştur, bazen yok sayılmıştır. Sonucunda kişi kendi benliğini bir nevi unutmuştur. Kendi gerçekliğine uzaklaşmıştır. Kendini bu durumlar karşısında mağdur ve çaresiz hisseden kişi artık çaresizliğini kabullenmiş ve zorluklara karşı direncini yitirerek kendini zihnindeki güvenli alana geri çekmiştir.